DEVLET BİZİ FARK ETSİN ALÜMİNYUMDA DÖNÜŞÜMÜN SORUNLARıNı HALLETSİN

Hedef 500 milyarlık ihracatla 2023 ama alüminyum dönüşüm hızıyla bu çok güç...

Alüminyum dönüşümü konusunda büyük atılımlar yapan Mesek Metal Genel Müdürü İbrahim Yüce, Reycling’e çok özel açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin cari açığının en büyük kalemleri arasında yer alan metal ithalatını en aza indirip, Türkiye’nin 2023 yılındaki 500 milyar dolarlık ihracat hedefine varmasını sağlayacak en önemli atılımın cunufları işleyerek alüminyumu ekonomiye kazandırmak olduğunu belirten Yüce, “Devlet bizi fark etsin istiyoruz. Mesek Metal gibi pek çok kuruluş kendi arasında rekabet etsin ama atıkların ithalatına yönelik sınırlama kaldırılarak bizim de Alman, İtalyan ve Çinlilerle rekabetimizin önü açılsın. Hem ülkemizden hem de burnumuzun dibindeki Yunanistan’dan atık alan Almanya, bu işten dünyanın parasını kazanırken, Türkiye’nin 2023 hedefleri için biz de çevreye duyarlı bir şekilde cunuf dönüşümünü gerçekleştirelim. Türkiye, 1 ton topraktan ancak 2 kilogram alüminyum ihtiyacını karşılarken, 1 ton cunuftan şu anda 400 kilogram alüminyum alınabiliyor. Ekonomiyi şahlandırmak için önümüzü açın.” dedi.

DÜNYADAKİ TESİSLERİ GEZDİK, NELER YAPABİLİRİZ DİYE ARAŞTIRDIK

Recycling: Bize Mesek Metal’den ve hedeflerinden söz eder misiniz?

İbrahim Yüce: “2006 yılında, daha öncesinde cunuflarla ilgili geri kazanım noktasında büyük bir eksiklik olduğunu fark ettik. Kazandan kazandıktan sonraki atıkları değerlendirmek için  kullanılan yöntem, 50 yıl öncesiyle aynı idi. Potadan alınan alüminyumlar geri kazanılıyor, diğer kalan balans atıklarıyla ilgili hiçbir işlem yapılmıyordu. Kapasite anlamında günde 1-2 ton potalarda eritme yaptığını, merdiven altı üretiminin yaygın olduğunu fark ettik. Bu işin daha doğru şekilde, rekabete açık, kapasitesi yüksek ve kirletici etkenleri ortadan kaldıracak üretim metodu var mı diye araştırmaya başladık. Dünyada bu konudaki üç örnek ülkedeki tesisleri gezdik. Yatırımla ilgili olan noktada bunun fizibilitesini makineler açısından ve tesis açısından Türkiye’de ikame edilecek alternatifleri inceledik. Bütün şeyiyle araştırma yaptık. Türkiye’de bilgi alacağımız insanlar var mı, üniversitede insanlar var mı araştırdık. Bunların sonucunda ortaya bugünkü Mesek Metal’in ana kurgusu çıktı. Birinci aşamasında metalin geri kazanılması vardı. Metalin geri kazanımından sonra ortaya çıkan balans dediğimiz atıklarımız firma için sorun olmaya başladı. Sebebi; çevreye istediğimiz gibi atamayacağımıza göre bundan nasıl kurtuluruz arayışına girdik. İZAYDAŞ ve başka alternatifler tesisler var mı diye aradık. İZAYDAŞ’ın sadece bunu depolayarak sakladığını, enerji kazanımı için uygun olmadığını, stokladığını öğrendik. O da bizi çok tatmin etmedi. Fıçılara koyuyorsunuz, ama ürün hala yaşıyor.”

KENDİ İÇİMİZDE ARGE YAPTIK

Yurt dışından da destek aldınız mı?

“Evet. Yurt dışında bu atıkları bertaraf eden şirketlerle temasa geçtik. Onlarla ticari işlerimiz vardı. Tuz alıyorduk geri kazanılmış, O tesislerdeki bu proseslerle ilgili araştırmalarda önümüze ciddi rakamlar, gelirler çıktı. Bunu nasıl aşarız noktasında kendi prosesimizin kendimizin geliştirmemiz gerektirdiği noktasında bütün yönetim kurulu anlaştık. Ve bunu nasıl kazanırız arayışına girdik. Kendi içimizde ARGE yaptık.”

TESİSİN MALİYETİ ÇOK OLDU

Bu alanda ilki yapıyorsunuz. ARGE yapıp, bunu daha ileriye nasıl taşırsınız diye yurt dışında görüşmeler oluyor. Bunun yarattığı sıkıntılar da vardır?

“Maliyet çok oldu. Mevcut tesisi kurarken, çalışan tesisin içinde tekrar makinelerde kablo taktık olmadı. Ciddi maliyet ortaya çıktı. Yüzde 100 yürümüyor hala ama üzerine hala bir şey koyuyoruz. Tuz ile ilgili kısma sadece  aşağı yukarı 6 milyon Euro para harcandı. Atılanlar, binası, yapısı, oradaki bütün şeyiyle 6 milyon Euro. Tüm tesis aşağı 15 milyon Euro’ya mal oldu.”

DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ ŞEYLERİ HAYATA GEÇİRDİK

Bu rakam tek seferde mi harcandı?

“Burada yeniden yapılan, zaman içinde üstüne konulan bir rakam. 2006’dan beri başlayıp 2013’e kadar olan süreç. Beklentilerimiz çok fazla idi. Belli bir noktada geri dönüşüm insanları cezp ediyor. Herkes sanki bir arayış içinde geri dönüşümle ilgili. Biz de biraz etkindik ama geldiğimiz noktada hayallerimizin yüzde 90’ını gerçekleştirdik.  Sadece öbür kısımları var, bürokrasiyle ilgili kısımları. Rakam kısımları var o da Türkiye şartlarıyla ilgili. Bu bir hayaldi, bunu da gerçekleştirdik. Bu cunufun atığından nasıl kurtuluruz noktasında tasavvur ettiğimiz şeyleri hayata geçirdik.”

ALDIĞINIZDAN FAZLASI ATIKTA DURUYOR

Alüminyum cunufunu başarıyla dönüştürdünüz o zaman?

“Kesinlikle. Tesisin çalışması için yılda 60 ton cunuf işliyorsunuz. Yüzde 40 verimlilikle çalıştığınız zaman ki Türkiye’deki verimliliğin ortalaması bu, 24 ton metal alıyorsunuz ama 36 ton da tolerans kalıyor size. Asıl tehlikeli olan kısım bu. İçindeki metalden daha fazla miktarda, yoğunlaşmış, gelişmiş bir kütle var. Bu kütle ilk zamanlarda bizi çalıştırdığımız zaman endişeye sürükledi. Acaba bundan kurtulamazsak tesis çalıştırmanın anlamı yoktu. Ciddi anlamda tonaj çok yüksek. Aldığınızdan fazlası orada duruyor.”

SADECE TUZU KAZANMIYORUZ

Bu dönüşümü nasıl yapıyorsunuz, açar mısınız?

“Biz orada, tehlikeli addedilen alüminyum  cunuflarını alıyoruz. Bunu tesisimizde işleyip metal kısmını kazanıyoruz. İçine çeşitli tuzlar ilave ediyoruz. Bunlarla birlikte alüminyumun içinden bir şekilde almaya çalışıyoruz. Aldıktan sonra kara tuz ya da ikincil tuz diye adlandırılan tuz cunufları denen büyük bir kütle elimizde kalıyor. O tuzların tamamı, diğer metallerin oksitleri, ağır metallerin izleri, serbest demir, onunla birlikte alüminyumdan alınan proses icabı otomotiv ya da diğer şeylerden gelen paslanmazlar var… Bunlar bu cunufun içinde. Kazandığımızın içinde sadece tuz yok.”

ÇEVREYE DUYARLI DÖNÜŞÜM OLMALI

Yaptıklarınızla bu işe standart getirmiş oluyorsunuz. Sorunu ortadan kaldırdığınızda lisanslı bir tesis olarak siz alıp bir şeyi ikincil bir hammadde yaparak ekonomiye azandırmıyorsunuz sadece?

“Geri dönüşüm de bu olmalı. İşin metali kısmını kazanmak çevre anlamında bir şey ifade etmiyor. Onu herkes bir şekilde kazanıyor.”

KANSER ÇOKSA DÖNÜŞÜM YOK DEMEKTİR

Bu noktada, biz sektöre dönüp baktığımızda bunu herkesin yapmadığını görüyoruz. Sizin işaret ettiğiniz işlemden geçmeden bu şeyleri kullanıyor. Bu, sizin için nasıl bir olumsuz tablo oluşturuyor?

“Bir kez yapılan şey doğru mu değil mi o noktadan bakmak lazım. Çevre noktasında doğru değil. Kanser vakaları çoğalıyorsa, hava ile ilgili değerler çok değişmişse, suya karışan ağır metalinden dolayı kirlilik varsa bunu bu çerçeve içinde düşünmek lazım. İkincisi, bu tesislerin Türkiye’de her geçen gün büyüyen demir çelik tesislerinin var olması için bu kuruluşların ellerinden geleni yapması lazım.”

OTORİTENİN DEVREYE GİRMESİ LAZIM

Oluşan bir önyargı ile uğraşıyor musunuz? Ülkemizde genel bir kanaat oluştuktan sonra o kanaatin içinden kanaati değiştirecek uygulamalar olsa bile kabul görmüyor?

Asıl burada tabii ki firmalar kar üzerine kurulmuş. Sizin ‘Maliyetinizi etkileyecek, biraz pahalılaştıracak, çevresel etkeni olmayan maddeleri alın’ demek, firmaların dikkate  aldığı bir şey eğil. Otoriterinin devreye girmesi lazım. Kullanımdan atılıma kadar her aşamayı kontrol etmesi. Bizim gibi tesisleri özendirmesi lazım. Bir değil birkaç tane olması gerekiyor.”

FİRMALARI LİSANSLARNDIRMAK LAZIM

Siz bir lisans alıyorsunuz?

“Ona bir lisansa gerek yok. “

Hangi aşamada var?

“Onun bir alıcısı var. Oradaki değer atılacak değer değil. Faturasız faturalı kayıt dışı şekilde satılıyor. Çevre ve Şehircilik bakanlığı istese de, vatandaş onu sokağa atmaz. Metalini aldınız. Asıl bundan sonra ne yapıyorsunuz? Bu soruyu linasnslandırmak lazım. Lisans anlamında yanıt veren insanlara da alüminyumun geri kazanma hakkını vermesi lazım. Talep yönünde bir sıkıntı yok.”

TEŞVİK ALMADAN YAPTIK ÖNÜMÜZE ENGEL ÇIKTI

Bakanlık soruşturmalı mı ne yaptın diye?

“İçindeki değerliyi aldın diğerlerini ne yaptın diye sormalı. Bakanlığın mevzuatını okuduğunuzda bakanlık ilgili kuruluşlara, atığı bertaraf eden kurumların sıfır atığa doğru gitmesi için emirleri kaldırması lazım. Asıl önemli bu. Bu noktadan bakınca biz hiçbir teşvik almadan bir şeyi gerçekleştirdik ama önümüz engellerle dolu.”

KAPASİTEMİZ DOLMUYOR

Nedir en büyük engel?

“Kapasitemiz dolmuyor. Yüzde 40’lardayız. Böyle olunca rantabl olmuyor, zarar ediyoruz. Bunun nedeni kayıt dışı cunuf alım satımı devam ediyor. Hak etmeyen firmalara lisanslar kolay veriliyor.”

BAKANLIK KAYIT ALTINA ALSIN

Bakanlık ne yapmalı?

“Bakanlığın yapması gerekenler çok basit. Birkaç örnek ile bunu kayıt altında tutabilir. Balansları takip etmeli. Bunların ne yapıldığının sorması lazım. İnsanlar yüz ton atık alıyor, bunun 90’ını metal 10 tonu atık ise ciddi bir kar çıkması lazım. Kütle ile balans arasında bir ilişki var mı yeminli mali müşavir raporunu istediği taktirde bu rahat şekilde ortaya çıkacaktır. Bakanlığın yılık olarak yeminli mali müşavirden rapor istesin. Başka işletmelerden biliyorum. Atık işleyen işletmelerde radyasyon tesisi zorunluluğu var. Tehlikesiz atık işlenmesine karşın radyasyon zorunluluğu var. Bu tip işletmelerde radyasyon zorunluluğun kalkması lazım. Kesinlikle tehlikeli atık işleyenlerin çevre danışmanı olması lazım. Ne kadar uygulanıyor bilmiyorum.  Merdiven altı yerler var.”

KONTRATI GÖSTERMESİ LAZIM

Denetimin yapılması çözümü kolaylaştıracak mı?

“Mevzuatlar var ama sadece soracak. Yaptınız mı yapmadınız mı diye.”

Lisansla ilgili bir çalışma var mı? İşletmeye aldığınız atıklar ne oluyor?
“Böyle bir çalışma yok. Lisans alan her firmaya kütle balanslarıyla ilgili bir proje istemesi lazım. İZAYDAŞ’a mı vereceksiniz? O zaman bir kontrat olması lazım.”

MADDİ DEĞERİ ALIP ATIK BENİ İLGİNDERMEZ DİYEMEMELİSİNİZ

Asıl olan geri dönüşümün o noktaya gelmesi lazım. Oturması lazım değil mi?

“Avrupa’daki işletmelerde bu böyle. Atığı sadece maddi değeri alıp sonraki beni ilgilendirmez diyemezsiniz. Yemek yediği tabağı herkes yıkıyor. Yani eğer ekonomik olarak kazanması ülke menfaati içinse, çevresel ve maddi anlamda bunu teşvik etmek lazım.”

AYDA 5 BİN TON ATIK VAR

Türkiye ekonomisi içindeki karşılığı nedir?

“Türkiye’de ilk çıkan alüminyum atıkların aylık miktarı yaklaşık 4 bin 5 bin ton. 5 bin tonu kendi aramızda firma olarak 500-600 ton alabiliyoruz. Bunun dışındakiler kayıt dışı ve lisanssız firmalara gidiyor. 4-5 bin ton olan atığın içinde her ay 1.500 ila 3.000 ton İZAYDAŞ’a gitmediğine göre neryee gidiyor merak ediyorum. Küçük küçük dağlar nerede. İçtiğimiz suda mı, dağda mı, nerede. Elimde  fotoğraflar var gösterebilirim”.

DOĞA BİR EMANET

Tahribatı ortadan kaldırınca ekonomik tablo oluşur değil mi?

“Yaşadığımız toprak su bizim malımız değil. Bizden sonrakilere bırakacağımız bir emanet.”

İŞLETMENİZ AVRUPA’DAN FARKLI DEDİLER

Yaptığınız çalışma dışında bunu paylaştığınız akademisyenler oldu mu?

“Yurt dışından, özellikle bizim ısıl işlem tarafını satın aldığımız firma bu anlamda işletmeyi gördü. Avrupa’daki benzerlerinden çok farklı olduğunu itiraf ettiler”.

YUNANİSTAN’DAN TEKLİF VAR

Ben Avrupa’ya örnek olacak mükemmellikte faaliyet gösterebiliyorum diyor musunuz?

“Kesinlikle. Yunanlı bir firma bize ortaklık teklif etti. Aynısını Yunanistan’da kuralım dedi. Bizde sıkıntı yok ama biz çalışamıyoruz. Türkiye7de bunu ortadan kaldıran bir yapı var. O da hammaddesizlikten çalışamıyor.”

ALMANYA İTHALATTA BİRİNCİ

Türkiye’de hammaddede ulaşamıyorsunuz ama tesisin kendini idame ettirmesi gerekir. Bu noktada ithalat devreye giriyor. İthal edebiliyor musunuz?

“Hayır.”

Sebep?

“Mevcut kanunlarda Türkiye’ye atık ithalatı yasak. Tehlikeli atık ithalatı yasak o anlamda. Bunun önünün açılması lazım. Açılmasının nedeni kendi fiziki yapımızdan kaynaklı değil. Avrupa’daki tesislere bakınca, en çok atığı kim kazanır diye bakınca Almanya birinci.”

UCUZ KAYNAKTAN ALÜMİNYUM LAZIM

Almanya ithal ediyor ama?
“Ediyor. Her türlü atığı tehlikeli, tehlikesiz Almanya ithal ediyor. Bunu çok rahatlıkla diyebiliriz. Bir ton alüminyumu elde etmek içini 15 bin kilovat enerji sarf edeceksek ki, ülkemizde sarf edemiyoruz, petrol  ülkeleri alüminyum üreticisi. Böyle bir kaynağımız olmadığına göre, bu ülkenin yılda 1 milyon ton alüminyum ihtiyacı olduğuna göre, bunu ucuz kaynaktan sağlamak lazım. 1 ton topraktan iki kilo alüminyum alırsınız. Ama 1 ton cunuftan Türkiye ortalamasına göre 400 ton alüminyum alırsınız. Hangisi daha zengin?”

BERTARAFIN KİME ZARARI VAR

Bir taraftan Türkiye ekonomisi var bir de doğa kaygısı var?

“Hangi atığı biz bu şekilde eğer bertaraf edip Türkiye ekonomisine ucuz kaynak yaratabiliyorsak, bunun önünün açılması lazım. Diğer sektörler de bunu bu mantıkla geliştirsin, iyileştirsin. Pet şişeden kağıda, cama varıncaya kadar tüm atıkları çevreyi etkilemeden ürün haline getiriyorsak, kime ne zararı var?”

SEKTÖRE GİRDİK DEĞER ARTTI

Atıkların ithali noktasında Türkiye’de fiyatlar düşeceği için birtakım yapılar zorlanacaktır. Gittikçe o atıklar toplanamayacaktır. Ekonomi üzerinden gidince de bunun nasıl olacağına dair soru var. Madem bunun ekonomik bir değeri var, dışarıdan gelmesi nasıl olacak?

“Bunun arz ve taleple ilgisi var. Türkiye’de en alüminyum atık üreten tesisimiz tarafından  yüzde 11-12 ile satılırken, Türkiye’de biz işletmeye girnice bunun değerini 18’lere kadar çıkarttık. Biz değeri arttırdık. Bunun nedeni taleple ilgili. Bizim talebimiz var. Talep noktasında sıkıntılı değiliz. Biz kapanırsak bunun fiyatı düşecek. O zaman bakanlığın başına alüminyum atıkları ciddi tehlike yaratacak. Ekonomik modelimiz hangisi. Hükümetin modeli liberal, serbest model. AB ile iç içeyiz. Gümrük Birliği anlaşmamız var. Almanya Türkiye’den atık alıyorsa ben neden Almanya’dan almayayım.”

NİYE ALMANYA’DAN YÜKSEK ALIYORUM

Bakanlığın hangi kriterleri yürütmesi, kimlerle iş birliği içinde olması lazım? 90’lı yıllarda Türkiye’de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı sanayiciyle masaya oturarak bir şeyleri yürüttü ve faydası görüldü?

“Herkesin, bütün kapıların açık olduğunu gördüm. Dinliyorlar. Yol gösteriyorlar bildikleri kadar. Önümüz mevzuatla tıkanıyor. Mevzuatla tıkanınca paradoksu kendi içimizde yaşıyoruz. Bu mevzuat Avrupa’nın atık mevzuatında ne şart varsa biz de ona varız. Bizi görmeyin, hatalarımızı görmeyin demiyoruz. Hazırız diyoruz. Eşit olduğumuz noktada onlarla ekonomik savaşa varız. Almanya, burnumuzun dibindeki Yunanistan’dan alıyorsa ben niye alamayayım. Almanya’nın aldığı rakamdan çok üstüne bir rakamdan alıyorum, çünkü bulamıyorum.”

BİRÇOK MESEK METAL OLSUN

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, çevreye hassasiyet gösterirken bunun yanında geri dönüşüm sanayisini koruyup kollamak rolü ne olmalı?

“Kesinlikle. Bu ülkenin bir tane Mesek metale ihtiyacı yok.  Ben sadece kendimle ilgili konuşmuyorum. Mesek Metallerin çoğalması lazım. Kendi aralarında yarışsınlar ama dışarıya karşı da elimizin güçlenmesi lazım yurt dışına karşı. Mesek Metal sıfır atık yapıyorsa bunun ülkeye katkısı ne istihdam, enerji ve hammadde açısından. Bunun bir zararı kimseye yok. Yeter ki kontroller yeterince yapılsın.  Türkiye’de ham madde kaynaklarından biri de Aliağa’dır. Orada ucuz almakla Türk sanayisine geri dönüşüm malzemesi kazanıldığı bir gerçek. Sistem orada kötü ya da iyi çalışır, bu Bakanlığın denetlemesiyle ilgili. Bu sektör, bu dünyada önemli bir sektör. Akünün içinde kurşun vardır ama kurşuna da ihtiyacımız var. Bunların çevreye etkisi olmadan kazanabilen firmalar varsa, bu firmalar çoğalsın. Tüm dünyadan bu ham maddeleri getirelim. Atık olmasa çevre bakanlığı çok güzel ama bir gerçek var. Tüm dünya atıklardan para kazanıyor. ABD kazanıyor, AB kazanıyor. Biz kazanamıyoruz çünkü o mevzuat farklı okunuyor. Güncelleyemiyoruz. Bizde farklı onlarda farklı okunuyor. Atığın taşınması riskli diyor. İstanbul’dan Berlin’e götürürken riskli değil de İzmir’den İstanbul’a getirirken mi riskli? Atığı tanımak, konuyu bilmek lazım: Konuyu bilmeyince, bütün hepsine yasakçı zihniyetle yaklaşıyoruz. Bundan kurtulalım. Türkiye’de bununla ilgili örnekler oldu. Variller çıktı falan. Bunlar olumsuz görüntüler. Bunun cezasını biz doğru yapanlar çekmemeli. Devlet denetlesin, bizi de denetlesin.”

TÜRKİYE NEREDE DÜNYA NEREDE

Bilmemekten kaynaklanan bir şey var. Bilmediğin şeyden korkarsın.  Alüminyum atığı çok değerli. Sanayi için olmazsa olmaz. Türkiye’de ekonominin 2023 hedefi var. Bu noktada Türkiye hedef var. Dünyanın en büyük on ekonomisinden biri olmak lazım deniliyor?

Ülkemizdeki sanayileri şöyle bir gözden geçirelim. Demir çelikte Avrupa’da fiyatı etkileyecek noktaya geldik. Bunların ham maddelerin hiçbiri dağdaki madenden değil. Hurdayı ithal ediyoruz. Bunda iyi olduğumuzu dünyaya gösterdik. Demir çelikte 20-25 milyar dolarlık ihracatı 50’ye çıkartıyorsanız sorunların hepsini çözmeniz lazım. Demir çelikte çağ atlamak istiyorsanız, her sektörün büyüklüğünü 5’e katlaması lazım. İhracat Türkiye’de 150 milyar dolar gibi. Hedef 500 milyar ise sektörlerin katlanması lazım. Demir çeliğin daha fazla ithal etmesi lazım. Toplam üretimimiz 65 bin ton. 935 bin ton alüminyuma ihtiyacımız var. Bunu 4’e çarpsak tesisimiz 65 bin tonun üzerine çıkacak enerjimiz yok. Rantabl da değil. Devletin yapması gerekir belki. Bu kadar hammaddeyi  birincil hammaddeden ithal ederseniz, buradan çıkan atığı ne yapacaksınız? Bununla ilgili kullanım sürecindeki bertaraf eden tesislere ihtiyaç var. O nedenle birkaç Mesek Metal’a daha ihtiyaç var. Tehlikeli atıkların ithalatını yeniden gözden geçirmesi lazım. Türkiye’nin atık envanteri var mı? İşleyen tesislerde bu söz konusu değil. Tesislerde biz neredeyiz, dünya nerede, Türkiye nerede?”

MÜTTEAHİTLERİN YANINDA BURUK KALDIK

Bakan Bayraktar, uygulamaya yönelik yaklaşımlarıyla bilinen bir isim. Bu anlamda özel sektör aslında uygulamacıdır. Uygulamayı yaparken mümkün olduğu kadar veriler üzerinden yapar. Siz bu noktada bakanın çevre konusunda önümüzdeki dönemde bu bağlamda, ülke ekonomisine istihdam yaratma noktasında nasıl katkısı olur diyorsunuz?

“Sayın Bakan tabii şehircilik kısmına fazlasıyla Türk ekonomisi için önemli görüyor. Dikkat ediyor. Türkiye’deki ekonomideki talebi yaratan unsurlardan inşaat başlıca. Türkiye 10 yıldır krize gitmediyse inşaatın önemli bir özelliği var. Bizi de ihmal etmemesi lazım. Sanayiciler olarak müttehitlerin yanında buruk kaldık. Bu konu çok önemli. Evi yaparsınız 40 yıl oturursunuz. O evin dönüşümü de bizim işimiz. Bu evler de eskiyecek”.

BERTARAF TESİSLERİ ÖNEMLİ

Geri dönüşüm deyince pet şişe, ambalaj atığı geliyor. Bugün görüldüğünü sanmıyorum demir çelik sektörü aslında geri dönüşüm sektörüymüş?

“Bertaraf tesisleri önemli.  Bu işlere girdikten sonra İsviçre’deki demir çelik fabrikasını gezince, gençliğimde İstanbul’da çöp dağlarında ölen insanlara bir daha üzüldüm. İnsanlar çöp yığınlarının altında kalarak ölmüştü.  Bundan sadece enerji elde etmek değil. İsviçre’den alüminyum satın aldık. Atıkların içinde alüminyumu, bakırı, altını kendince ayıran bir işletme. Bunu belediyelerin hepsinin buna benzer tesisleri örnek alması lazım. Türkiye’de böyle tesis olduğunu sanmıyorum. Atık yakmak değildir, kazanabildiğinizi kazanacaksınız, gerisini yakacaksınız. Hanımlar çamaşır bulaşık yıkarken kolundaki altını yüzüğü düşürüyorlar. Atıkların içinde bakır teller var. Şarj kablosu var. Elektronik atıklar var. Onlar küçük ama bir araya gelince büyük yığınlar oluyor. Gerçekten ekonomik anlamda bir değer önemli bir değer.”

ALÜMİNYUMDAN VAZGEÇEMEYİZ

Son olarak neler söyleyeceksiniz?

“Hem çevre hem de ekonomik değerler anlamında bunu kazandırmalıyız. 2023 projeksiyonundan önce, Sanayi Bakanlığı Müsteşarlığı Ankara’da oturuma davet etti.  Ben de Bakır Sanayicileri Derneği ikinci başkanı idim, şu anda başkanıyım. Bakırdaki ithalat dengesizlik i için çağırıldım. ‘Neden bu kadar bakır ithal ediyorsunuz’ denildi. Bakır para eder. Kaynaklar belli. Üretim verimliliğimiz belli.  İhtiyaçlar da belli. Otomotiv yan sanayide ciddi anlamda ihraçatcı olup büyütüyorsa, yirmi milyarın yüzde 40’ı demirdir. AUDİ’nin jantları İzmir’den. Manisa’da firma var. Bu arabadaki motorların pistonları Türkiye’den gidiyor. Alt karakterleri bizden gidiyor. Ankara’dan şu sonuç çıktı. Türkiye’deki cari açığın en önemli maddelerinden biri bakır ithalatı çıktı. 8 bin 500 dolarlık malzemeden siz eğer 500 bin ton ithalat yapıyorsanız, bu 4 milyar dolar geder. Bu cari açık nasıl eritilebilir. Bir milyon ton iki dolar denince iki milyar dolar. Bunların sadece ithalata yönelik hammaddeyi karşılarken, otomotiv sanayi ve inşaatta, büro mobilyasında ciddi sektör varsa alüminyumdan ya da bakırdan kaçamazsınız. O zaman bunu en ekonomik şekilde nasıl elde ederiz buna bakarız. Mevcut madenler yetersiz. Mecburen en ucuz kaynak, dünyada herkesin yaptığı Çin, Almanya, İtalya’nın yaptığı gibi yapmalıyız. Geri dönüşüm sanayicisini önü açılsın cari açık hallolsun. Önemli olarak hallederiz.  Türkiye’deki bu anlamda kullanıldığında ciddi bir kar marjı, katma değer ülke içinde kalır. Bir şeyi bire ve üçe almak var. Sorunun yanıtı burada. Alüminyumdan vazgeçemeyiz. Ucuz olanı da dönüştürmek. Oradan almak lazım. Bizi fark etsin devlet.” 

E-BÜLTEN

Bize mail adresinizi ulaştırarak , yeniliklerimizden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

TAKİPTE KALIN