Şehit Kanıyla Sulanan Topraklarımızı Tehlikeli Atıklarla Kirletenlere Kim Dur Diyecek!..

Sanayiden kaynaklı atıkların yasalara uygun yönetilmesi için Türkiye’nin acil çözüm üretmesi gerekiyor. Türkiye’nin bir gerçeği de her bir karışı şehit kanıyla sulanan topraklarının çıkar uğruna kendini bilmezler tarafından tehlikeli atıkların dökülerek kirletilmesidir...


Sanayi tesislerin arazilerine veya ormanlara, tarım arazilerine, düzenli çöp sahalarına üstelik lisanslı firmalar tarafından gömülen tehlikeli atıklar nerdeyse basının manşetlerinden inmez oldu. Peki kim bu faili belli ama faili meçhul atıkların sorumlusu... Son birkaç yıldır özellikle sanayicilerin büyük çoğunluğu beyandan nasıl oluyor da kaçıyor… Nasıl oluyor da bulunan atıkların sahibi ortaya çıkarılıp hesap sorulamıyor?... İşte size bir kaç örnek... 2006 yılı Tuzla varilleri, 2011 yılı Dilovası atıkları, 2015 yılı Pamukova atıkları Sanayici atıklarını yeterince beyan etmiyor. Bazen de yanlış kod ile bildiriyor. Lisanslı firmalar sanayiciyi atık kodu açısından kendi durumlarına göre yanlış yönlendirebiliyor. Bazen de kod değiştiriliyor. ATY tesislerine ve dolayısı ile çimento fabrikalarına aşırı miktarda atık kodu veriliyor, sıvı atık bile kabul edilebiliyor. Yeterli ekipman ve saha ortamı olmayan çok sayıda lisanslı ATY tesisimiz var.  Bu firmaların çoğunda nihai tehlikeli atık hiç oluşmamaktadır. Aldıkları atık ile işleyip gönderdikleri arasındaki trafik pek makul değil. Yine bunların birçoğu hiçbir mali hesaba uymayacak fiyatla atık almaktadır. Çimento fabrikaları emisyonu ile atık yakma tesisleri emisyon sınırlarına göre emisyonuna izin verilen kirletici kümülatif miktarları hiç karşılaştırılıyor mu?

Bir yandan tehlikeli atıklar yan yollara sapılarak gömülüyor, dökülüyor veya yakılıyor... Öte yandan Türkiye’de sadece yabancı yatırımcılar değil aynı zamanda işini düzgün yapan yerli yatırımcılar da atığa ulaşamamaktan şikâyet ediyor... Şu an en iyimser tahminlere göre Türkiye’de yıllık 5 milyona yakın tehlikeli atık çıkıyor… Türkiye’de Sanayiden Kaynaklı Atıkların Yönetiminin İyileştirilmesi Projesi Life Hawaman yürütülürken aldığımız bir bilgi bizi çok şaşırtmıştı, çünkü Alman uzmanların yaptığı bir genel araştırmaya göre yıllık tehlikeli atık miktarı o yıllar için bile 5 milyon tonun üzerindeydi… 

Türkiye’de sanayi kaynaklı tehlikeli atık miktarının tespiti amacıyla internet tabanlı Tehlikeli Atık Beyan Sistemi geliştirilmekle birlikte bu sistem yeterli değil. Ulusal Geri Dönüşüm Stratejisi ve Eylem planında vurgulandığı üzere “Ülkemizde gerçekleşen hızlı ekonomik büyüme, teknolojik gelişme, sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı ve refah seviyesinin yükselmesi üretilen atık miktarında artış yaşanmasına neden olmaktadır. Artan atık miktarı nedeniyle karşılaşılan zorluklar atıksız veya olabildiğince az atıklı üretimi ve tüketimi amaçlayan “atık yönetimi yaklaşımını” gerektirmektedir. Atık yönetimi kapsamında gerçekleştirilen süreçler arasında; evsel, tıbbi, tehlikeli ve tehlikesiz atıkların minimizasyonu, kaynağında ayrı toplanması, ara depolanması, atıkların taşınması, geri kazanılması, geri dönüştürülmesi ve bertarafı yer almaktadır. Atık yönetimi çevre koruma politikaları arasında ağırlıklı bir önemle yer tutmaktadır. Doğal kaynakların hızla tüketilmesinin önüne geçilmesi ve üretilen atıkların çevre ve insan sağlığı için bir tehdit olmaktan çıkarılarak ekonomi için bir girdiye ve değere dönüştürülmesini amaçlayan atık yönetim stratejileri, tüm dünyada giderek öncelikli bir politika hedefi olarak benimsenen “sürdürülebilir kalkınma” yaklaşımının temelini oluşturmaktadır.

Doğal kaynakların ve bu kaynakların kendini yenileme kapasitesinin sınırlı olduğu göz önüne alındığında, sürdürülebilirkalkınma yaklaşımı çerçevesinde atık yönetiminde; geri dönüşüm ve geri dönüşümün sosyal, çevresel ve ekonomik etkileri önplana çıkmaktadır. Atık yönetiminin en önemli ayaklarından olan geri dönüşüm; değerlendirilebilir atıkların çeşitli fizikselve/veya kimyasal yöntemler ile ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesi olaraktanımlanmaktadır.

 

Atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi başta çevre ve insan sağlığı olmak üzere ekonomiyi de yakından ilgilendirmektedir. Geri dönüşüm uzun vadede verimli bir ekonomik yatırım olarak görülmektedir. Doğal kaynakların hızla tükenmesine bağlı olarak üretim sürecinde kullanılan hammadde arzının azalması ve buna bağlı olarak maliyetinin artması sonucunda ekonomik problemler ortaya çıkmaktadır. Sektörlerin hammadde ihtiyacının bir bölümünün geri dönüştürülebilen ve ekonomik değeri bulunan atıklardan karşılanması sürdürülebilirliğin sağlanması adına büyük önem taşımaktadır. Etkin bir geri dönüşüm sistemi, hammadde ve ara malı ithalat bağımlılığı yüksek olan sektörlerde bu bağımlılığı azaltıcı yönde yapacağı etkiyle de sürdürülebilir ekonomik büyümeye katkı sağlayacaktır... …Yasal ve idari boşluklar denetim mekanizmasının yeterli seviyelerde olmaması nedeni ile sektörün özellikle endüstriyel ve tehlikeli atıklar tarafında son derece çarpık geliştiği ve bertaraf konularında ise normal yollar dışında yan yollara sapıldığı görülüyor. Sektör içinde yan yollara sapanların veya kendilerince alternatif bertaraf metotları geliştirenlerin sayısının arttığını da görüyoruz. Tehlikeli Atık Beyan Sistemi ile toplanan verilerin dağılımı incelendiğinde, ülke genelinde sanayinin yoğun olduğu bölgelerde tehlikeli atık üretiminin yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, söz konusu bölgelerde geri kazanım/bertaraf tesislerinin de yoğunlaştığı gözlemlenmektedir. Yıllara göre bakıldığında beyan edilen atık miktarında artış olmakla birlikte bu atıkların büyük kısmının geri kazanıma yöneldiği görülmektedir. Ayrıca tehlikeli atık akışının etkin biçimde izlenmesi, uygunsuz tehlikeli atık taşımasının, geri kazanımının ve bertarafının önlenmesi, atık üreticilerinin eksik atık beyanlarının tespiti, acil müdahelelerin en kısa sürede yapılabilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlık tarafından MOTAT (Mobil Tehlikeli Atık Takip Sistemi) geliştirilmiştir.”

SANAYİSİ GELİŞMİŞ ŞEHİRLERDE ATIK BEYANI AZ

Öyleyse burdan hareketle ülkemizin tehlikeli atık üretiminin yurda dağılımına baktığımızda; sanayisi ile bilinen bazı şehirlerin çok az tehlikeli atık ürettiği görünüyor. Bu da gerek atığın beyanında ve gerekse sonrasında uygunsuz işlemler olduğunu göstermez mi? Yeterli bilgi sahibi olunmaması gibi iyi niyetli eksikliğin yanında kötü niyeti de dikkate almak gerekir...

Sahipsiz atıklar orman içlerinde, boş depolarda, terkedilmiş inşaatların içlerinde, tarlalarda, otoyol inşaatlarının kenarlarında bulunuyor. Bakanlık saha kontrolüne önem vermelidir. Yönetmeliklerin etkin uygulanmasını sağlamak ve denetim ile birlikte eğitim ve bilinçlendirme yaptıktan sonra artık bir sonraki aşama olarak cezalar uygulanmalıdır. Elimizdeki en güzel araçlar olan MoTAT ve TABS kolay ve etkin uygulanabilir hale getirilmelidir.

BELEDİYELER MERCEK ALTINA ALINMALI

Saha uygulamalarında yerel yönetimlerin belirleyici bir rolü vardır. Bakanlık ile yerel yönetimler çok yakın işbirliği ve uyum içinde olmalıdır. Tehlikeli atıkların yanı sıra özel atıkların yönetiminde (ambalaj, ayrı toplama, akü, pil, AEEE, cam, ÖTA, ÖTL, atık yağ vs...) belediyelerin birçok uygunsuz çalışması var. Bakanlığın tüzel gücünü artırmak gereklidir. Saha denetim ve izin anlamında belki Çevre Ajansı, bağımsız kurul gibi bir organ gerekli olabilir. Bunun en iyi çözümüne belki bir yüksek istişare kurulu ve bir şura ile ulaşılabilir.

Türkiye’de genel atık yönetimine ilişkin düzenlemeler; atık çeşitliliği ve AB Direktifleri doğrultusunda geliştirilmiş ve ülke şartlarına uygun yönetmelikler yayımlanmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda evsel katı atıklar, hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları, atık pil ve akümülatörler, tehlikeli atıklar, bitkisel atık yağlar, tıbbi atıklar, ömrünü tamamlamış lastikler, ambalaj atıkları,poliklorlubifeniller ve poliklorluterfeniller, atık elektrikli ve elektronik eşyalar, atık yağlar, ömrünü tamamlamış araçlar, araçların bakım ve onarımından kaynaklanan parçalar ve atıkların düzenli depolanması konularında uygulamalar devam ettirilmektedir ancak denetimin yapılamaması konusunda sorun her geçen gün büyümektedir...

YEMİNLİ ÇEVRE MÜŞAVİRİ OLMALI

Bakanlık bünyesinde konusunda tecrübeli her kademede uzman ve yönetici var. Ancak işgücü olarak yeterli olmadığını biliyoruz. Bu yüzden sürekli dile getirilen öneri: Şirketlerdeki yeminli mali müşavir kalıbında “yeminli çevre müşaviri” oluşturulması bir çözüm olabilir. Bunun detaylarını birçok ortamda paylaşıldı, mevcut yönetmelikte küçük değişikliklerle bu sağlanabilir, dendi....

Özellikle küçük sanayici bilinçlendirilmelidir. Sanayici çevresel maliyetleri de diğer olağan maliyetler gibi içselleştirmelidir. Bu maliyetler, vaktinde ve düzenli yönetilirse kendilerine rekabette bir dezavantaj oluşturmayacaktır. Ana ihracat hedefimiz olan Avrupa ve Amerika’da bu maliyetler kesinlikle ülkemizden daha fazladır.

TUZLA VARİLLERİ MİLAD OLDU

 

4. TÜRKTAY'da konuşan ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI MÜSTEŞAR YARDIMCISI PROF. DR. MEHMET EMİN BİRPINAR o zamanyaptığı konuşmada şunları söylemişti:  “2006’da Tuzla Orhanlıda 2000 tane zehir dolu varil bulduğumuz gün işler Türkiye’dedeğişti. 2 bin varilin 500 tanesi dere kenarına delinerek bırakılmış, dereye akmış, bulduğumuzda üzerinden 5 yıl geçmişti.Dünya ayağa kalktı. BBC ve CNN’in de kendisi de 38 tv kanalı dahil, çalışmamızı çekmeye gelmişti. Atıklar dereye gidiyordu,ötede seralar vardı, seralar da bu dereden sulanıyordu. Atıkları oraya gömen sanayicinin çocukları da o seralarda yetişendomatesi, biberi lokantada yiyor. Bunu yapan sağlık sektöründen bir sanayici idi. Sağlık hizmeti vermesi gerekendi. Gözlerimyaşarmıştı, bu işi nasıl yapar diye. Çok yakınında genel müdürümüz burada İZAYDAŞ vardı. İZAYDAŞ’a vermemek için bunuyapmıştı. Tesis yoktu diye bir şey yok. Tuzla’da o varilleri bulduğumuzda İZAYDAŞ yüzde 30 kapasiteyle çalışıyordu. Ne zamanvarilleri bulduk. İZAYDAŞ üç sene sonrasına randevu vermeye başladı. TBMM’ye beş defa çevre kanunu gelmiş, kadük olmuş,geçirilemiyordu. Bir gecede TBMM’de kanun geçerek yasalaştı. 72’de ABD’de olan olay 2006’da Türkiye’de milat olarak tarihegeçti. 2002‘den itibaren de AB’ye uyum süreci çerçevesinde AB’deki tüm kanunları aldık, Türkiye’ye korkmadan uyguladık. ABile bizim aramızda yönetmelik farkı yok. Belki uygulamada sıkıntı olabilir... …Ülkemizde tehlikeli atıkların insan ve çevre sağlığıüzerindeki baskısı her geçen gün artarken, yerel yönetimlerin, sanayicilerin, ilgili meslek kuruluşlarının ve sivil toplumkuruluşlarının bu konuda daha duyarlı davranmaları ve yapıcı çözümler üretmeleri gereği ortadadır. Bu bağlamda tehlikeliatıkların geri kazanımı/bertarafı sağlanırken insan ve çevre sağlığına zarar vermeyecek tedbirlerin alınması gerekmektedir.”

Görünen o ki geçmişte elde ettiğimiz kazanımları kaybediyoruz… Basına yansıyan haberler endişe verici boyutlara ulaştı… Peki bu gidişe kim dur diyecek!...

HERŞEY ORTADA…

Diğer yandan TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, 5 Haziran Dünya Çevre günü nedeniyle Ankara’da gerçekleştirilen toplantıda teknolojik kalkınmanın önemli olduğunu ancak önemli olanın bunu doğayı koruyarak yapmak olduğunu vekontrol altına alınamayan atıkların doğada ve kentlerde birikerek kümülatif tehlikeler oluşturduğunu, bu atıkların şu anda bile havamıza, suyumuza ve toprağımıza karışmaya devam ettiğini vurguladı ve şunları söyledi: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 06.01.2017 tarihine yayımlanmış olan 2015 yılına ait Tehlikeli Atık İstatistik Bülteninde 2014 yılında 39.134 firma  Tehlikeli atık beyan sistemi üzerinden (TABS ) 1.413.220 ton/yıl  atık beyan etmiş, 2015 yılında ise;  bu rakam 44.922 firma (%14.8 artış) toplamda 1.357.340 ton/yıl  (%4 azalma) olmuştur.2015 yılı verilerine göre atık üreticileri tarafından üretilen atıkların;

       %83.18 inin geri kazanılmak üzere atık işleme tesislerine gönderildiği

       %12.32 sinin bertaraf edilmek üzere sterilizasyon, düzenli depolama ve yakma tesislerine gönderildiği... beyanedilmiştir.

       Ülkemizde bu miktarın (1.357.340 ton) çok üstünde tehlikeli atık olduğu (yaklaşık 5 milyon ton), hem genel ekonomik göstergeler ile anlaşılmakta, hem de zaten gerek sektörde gerekse bakanlıktaki en yetkili kişiler tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Buradan beyanların doğru yapılmadığı anlaşılmaktadır.

       Mevcut lisanslı firmaların –bazen de kapasitesinin üzerinde- atık alım yapmaları, bu atıkların nerede nasıl bertaraf edildiği takip edilmemekte ve denetlenmemektedir.

       Tehlikeli atık piyasa uygulamalarını çok keskin etkileyen bir yasal mevzuat problemi yoktur. Asıl olan bu uygulamaların sahada hem atık üreticisi, hem de nakliyeden bertaraf ve/veya geri kazanıma kadar denetim eksikliğidir.

       Çevre denetimlerinin daha verimli yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda çevre mühendislerinin denetimden sorumlu kurumlarda (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Belediyeler) istihdamı arttırılmalıdır.

       Denetimin yanından, Bakanlık bünyesinde güçlü bir yapı kurularak teknik kapasitesi yüksek personeller vasıtasıyla beyanlar üzerinden proses değerlendirmesi yapılarak işletmelerin beyanlarının doğruluğu irdelenmeli,

Son ifade olarak; ülkemizde her hangi bir altyapı yatırımı (örneğin bir otoyol) gecikse bile telafi edilebilir. Ama atık yönetimi öyle değildir, birikip kangren olmaktadır. Kontrol altına alınamayan atıklar doğada ve kentlerde birikerek kümülatif tehlikeler oluşturmaktadır. Bu atıklar şu anda bile havamıza, suyumuza ve toprağımıza karışmaya devam etmektedir...

E-BÜLTEN

Bize mail adresinizi ulaştırarak , yeniliklerimizden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

TAKİPTE KALIN