"Atıklar Ülkenin Kanayan Yarası…"

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, 5 Haziran Dünya Çevre günü nedeniyle Ankara’da gerçekleştirilen toplantıda teknolojik kalkınmanın önemli olduğunu ancak önemli olanın bunu doğayı koruyarak yapmak olduğunu ve kontrol altına alınamayan atıkların doğada ve kentlerde birikerek kümülatif tehlikeler oluşturduğunu, bu atıkların şu anda bile havamıza, suyumuza ve toprağımıza karışmaya devam ettiğini söyledi.

Ankara`da, atık sektörünün önemli temsilcilerinin katıldığı toplantı ÇMO Başkanı’nın açış konuşması ve gündemi özetlemesiyle başladı. Basının görüntü aldığı toplantı daha sonra basına kapalı olarak devam etti. Sektör temsilcileri ile ayrıntılı olarak ele alınan atık sorunları ve çözüm önerileri toplantı sonrası düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı.

Basın toplantısında, Birleşmiş Milletlerin 2017 yılı Dünya Çevre Günü`nün temasının Doğaya Dönüş olarak belirlediğini belirten Bozoğlu, “Atık konusunun ülkenin kanayan yarası olduğunu düşündüğümüz için sektör temsilcilerimiz ve meslektaşlarımızla bu küçük atık çalıştayını yapma kararı aldık” dedi. ÇMO Başkanı şöyle konuştu: “5 Haziran1972 yılında, BM Stokholm Konferansı`nda insanların çevre ile ilişkisi üzerinde durulmuş ve 5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. Dünya Çevre Günü "Sadece bir Dünya var." sloganı temeline dayanmaktadır. Geçmişten günümüze, dünyamızın çevre problemleri daha çok artmış ve su kirliliği, toprak kirliliği, iklim değişikliği, nesli tükenmekte olan canlı türlerinin sayılarında artış vb. birçok konu ortaya çıkmıştır. İklim değişikliği gibi büyüyen çevre problemleri doğal kaynakları da kısıtlamaktadır. Örneğin sera gazlarının artışıyla birlikte gelen iklim değişikliği problemi su kaynaklarına etki etmekte, azalan su kaynakları tarımsal üretime etki etmekte ve biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır. Çevre sorunları doğa için büyük bir tehdittir ve daha önceleri doğa ile iç içe olan insanoğlu doğadan giderek uzaklaştırmaktadır.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası olarak, genel kurulumuzda alınan karar doğrultusunda, Dünya Çevre Günü, Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası olarak ele alınmakta, ekolojik yıkımın etkileri ve bu yıkıma karşı çözüm önerileri toplumu aktarılmaktadır.

Kuşkusuz, ülkemizde çevre yönetimi alanında güzel gelişmeler de yaşanmakta, düzenli depolama sahalarının, atıksu arıtma tesislerinin sayısı artmakta, alt yapı güçlendirilmekte, ağaçlandırma faaliyetleri de yapılmaktadır. Ancak, bu gelişmelerin yanında, çevre kirliliği halen artmakta, çalışmayan atıksu arıtma ve içmesuyu arıtma tesisleri de bulunmakta, derelerimiz, havamız ve toprağımız kirlenmeye devam etmektedir. Örneğin, Cumhuriyetin ilk yıllarında 44 milyon hektarla ülke yüzölçümünün yüzde %56`sını oluşturan mera ve çayır alanları, 2014 yılı verilerine göre 14,6 milyon hektara inerek %19`a gerilemiştir. Buna rağmen çeşitli kanun teklifleri ve mevzuat düzenlemeleri ile bu alanların da azaltılmasına neden olacak adımların önünün açılma potansiyeli yaratılmaktadır. Bizlere düşen görev, sorunları dile getirerek çözüme katkı vermek, toplumda ve kamu yönetiminde farkındalık yaratmaktır.`

Atık Sektörü de Teşvik Almalı

Toplantıda ele alınan konulardan birinin de atık sektörünün yaşadığı sıkıntılar olduğuna değinen ÇMO Başkanı, atık sektörünün de ciddi sorunları olduğunu , dönüşümün ciddi ve yüksek maliyet gerektirdiğini ifade ederek, ‘Bu nedenle bu sektöre de teşvik uygulaması getirilmesi gerekir‘ dedi.

Eğitim Önemli

Atık üretimini kontrol etmek için eğitimin de çok önemli olduğunu kaydeden Bozoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı`nın bu konudaki çalışmasını desteklediklerini belirtti. ÇMO Başkanı, ‘İlkokulların birinci sınıflarından başlayarak, sıkıcı bir ders gibi değil, belediyelerin, çevre mühendislerinin, sanayicilerin katkılarıyla eğitici, öğretici ve bilgilendirici bir eğitim verilmesi gerekiyor`şeklinde konuştu.

ABD Başkanının Açıklaması Tarihi Bir Hata

Atık sorununun çözülememesinin diğer çevre kirliliklerine de doğrudan etki yaptığını anlatan Başkan Bozoğlu, ülkemizde yaşanan hava ve su kirliliklerine örnekler vererek iklim değişikliğine değindi.

ABD Başkanı Donald Trump`un, iklim değişikliği anlaşmasından çıkmakla ilgili kararını eleştiren Bozoğlu, ‘ABD nin Paris Anlaşması‘ndan çekileceğini açıklaması tarihi bir hatadır. Türkiye‘nin Paris Anlaşmasına sahip çıkarak uluslararası alanda elini güçlendirmesi önemlidir. Trump`un aldığı karar, doğasını, suyunu, havasını korumak isteyen Türkiye`yi ilgilendirmemelidir. TBMM, iklim değişikliği tasarısını acilen gündemine almalıdır` diye konuştu.

Yol Medeniyet Ancak…

Yol yapmanın önemli bir medeniyet göstergesi olduğuna da söyleyen Baran Bozoğlu, gündemdeki zeytinliklerle ilgili tasarıyı eleştirdi. ÇMO Başkanı Şunları söyledi:

‘Zeytinliklerin, meraların, kıyı şeritlerinin korunması gerektiğini, ÇMO olarak yıllardır söylüyoruz. Zeytinliklerle ilgili tasarıyı kurullarda belirlemeye çalışmanın doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyoruz. Kalkınma elbette ki önemlidir. Ancak doğayı koruyarak da kalkınmayı gerçekleştirebiliriz. Yol hiç kuşkusuz ki, medeniyettir. Ancak çevreyi, doğayı, içme suyunu korumak çok daha büyük bir medeniyet göstergesidir.`

ÇMO Başkanı atıklara ilişkin yaptığı değerlendirmede ise şunları söyledi:

Atık Yönetimi

Beyan ile tehlikeli atıklar yönetilemez…

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 06.01.2017 tarihine yayımlanmış olan 2015 yılına ait Tehlikeli Atık İstatistik Bülteninde 2014 yılında 39.134 firma  Tehlikeli atık beyan sistemi üzerinden (TABS ) 1.413.220 ton/yıl  atık beyan etmiş, 2015 yılında ise;  bu rakam 44.922 firma (%14.8 artış) toplamda 1.357.340 ton/yıl  (%4 azalma) olmuştur.2015 yılı verilerine göre atık üreticileri tarafından üretilen atıkların;

  • %83.18 inin geri kazanılmak üzere atık işleme tesislerine gönderildiği
  • %12.32 sinin bertaraf edilmek üzere sterilizasyon, düzenli depolama ve yakma tesislerine gönderildiği... Beyan edilmiştir.
  • Ülkemizde bu miktarın (1.357.340 ton) çok üstünde tehlikeli atık olduğu (yaklaşık 5 milyon ton), hem genel ekonomik göstergeler ile anlaşılmakta, hem de zaten gerek sektörde gerekse bakanlıktaki en yetkili kişiler tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Buradan beyanların doğru yapılmadığı anlaşılmaktadır.
  • Mevcut lisanslı firmaların –bazen de kapasitesinin üzerinde- atık alım yapmaları, bu atıkların nerede nasıl bertaraf edildiği takip edilmemekte ve denetlenmemektedir.
  • Tehlikeli atık piyasa uygulamalarını çok keskin etkileyen bir yasal mevzuat problemi yoktur. Asıl olan bu uygulamaların sahada hem atık üreticisi, hem de nakliyeden bertaraf ve/veya geri kazanıma kadar denetim eksikliğidir.
  • Çevre denetimlerinin daha verimli yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda çevre mühendislerinin denetimden sorumlu kurumlarda (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Belediyeler) istihdamı arttırılmalıdır.
  • Denetimin yanından, Bakanlık bünyesinde güçlü bir yapı kurularak teknik kapasitesi yüksek personeller vasıtasıyla beyanlar üzerinden proses değerlendirmesi yapılarak işletmelerin beyanlarının doğruluğu irdelenmeli,

Son ifade olarak; ülkemizde her hangi bir altyapı yatırımı (örneğin bir otoyol) gecikse bile telafi edilebilir. Ama atık yönetimi öyle değildir, birikip kangren olmaktadır. Kontrol altına alınamayan atıklar doğada ve kentlerde birikerek kümülatif tehlikeler oluşturmaktadır. Bu atıklar şu anda bile havamıza, suyumuza ve toprağımıza karışmaya devam etmektedir.

Ambalaj Atıkları

Türkiye’de ambalaj atıkları, oluşan belediye atıklarının ağırlıkça yaklaşık %20’sini, hacimce ise %50’sini oluşturmaktadır. Eurostat verilerine göre Türkiye’de bir yılda üretilen belediye atığı miktarı kişi başı 400 kg civarındadır18. Yani her bir insan günlük 1,1 kg atık üretirken, bunun 220 gramını ambalaj atığı oluşturmakta…

Bugün itibariyle çevre lisansı bulunan ambalaj atığı toplama ayırma tesisi sayısı 554 e ulaşmıştır. Bu sayıya ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğinde ilgili tarafların sorumlulukları tanımlanmış olmasına rağmen halen etkili, verimli ve sürdürülebilir bir sistem kurulamamıştır.

Bu noktada;

  • Yerel yönetimler ile çevre ve şehircilik il müdürlüklerinin ambalaj atığı toplama ayırma tesislerine ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması konusunda gereken idari desteği kesintisiz ve kararlı bir şekilde vermeleri,
  • Yetkilendirilmiş kuruluşların da gerçekçi finansal destekleri sağlamaları,
  • Mevzuatta tanımlanan sistemin dışında kalan sokak toplayıcıları sorununun çözülmesi için sokak toplayıcılarının kayıt altına alınarak, toplama sistemine dahil edilmesinin sağlanması,
  • Ambalaj atığı toplama ayırma tesislerine standart getirilerek tesislerin modernize edilmesi, idari ve teknik kapasitelerinin arttırılması ile 554 olan sayının daha makul seviyelere indirilmesi,
  • Tüm bunların yanı sıra ambalaj atıkları konusunda Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü ve Türkiye Belediyeler Birliği ile Bakanlığın işbirliği içerisinde bulunması, dikkate alınması gereken hususlar olarak gözükmektedir.

Bununla birlikte;

 Finansman kaynakları öncelikle alt yapıya harcanmalı, ülkemiz ayrı toplama ekipmanı ve konteynerler ile donatılmalıdır. Belediyelerin kurmakla yükümlü olduğu Atık Getirme Merkezlerine işlerlik kazandırılarak sokak toplayıcıları bu sisteme entegre edilmelidir. Odamız meslektaşlarımızın da katkıları ile bu konuda üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır.

Çok yakın zamanda Milli Eğitim Bakanlığının taslak müfredatına Çevre ve Doğa dersi önerisinde bulunduk. Ders notlarında atıklar ve geri dönüşüm konularını ekledik. Biliyoruz ki bizden sonraki nesillerin atıksız bir çevrede yaşaması ancak onları bilinçlendirmek ile mümkündür.

Ayrıca, sanayicinin de yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirmesi gerekmekte ve atığını en aza indirecek firmalara teşvikler sağlanmalıdır. Ülkemizde vatandaşın evinde barındırmak istemediği ve kapısına koyduğu atıkları dünyanın en pahalı akaryakıtı ile toplayıp ülkemiz ekonomisi için değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu konuda toplama, taşıma, geri dönüşüm, geri kazanım ve bertaraf yapan tesislerin ilk yatırımına özel KDV muafiyetleri getirilmeli ve bu tesislerde çalışan işçi kardeşlerimizin SGK’ları devlet tarafından ödenmelidir. Enerji ve su maliyetleri maksimumda olan bu firmalara enerji teşviki sağlanmalıdır. Bu konuda gerekli temaslarımız devam etmektedir.

Atıkların kaynağında önlenmesi atık piramidinin ilk basamağıdır. Bakanlığımız bu konuda ilk tasarrufunu Ambalaj Atıkları Yönetmelik taslağına naylon poşetlerin tüketiciye satılması noktasında göstermiştir. Bu kararlılığını diğer atıkların kaynağında önlenmesi konusunda da göstermesini bekliyoruz.

Düzensiz depolama sorunu ülkemizde hala devam etmektedir ve düzenli depolama sahalarının arttırılması ve özellikle geniş alanlara hizmet veren belediyelerimizde aktarma merkezleri faaliyete geçmez ise bu sorun artmaya devam edecektir. Maalesef ki  yerel yönetimlerin büyük çoğunluğu atık yönetimi konusunda etkin bir sistem kuramamıştır.  Geri kazanılabilir atıkların kaynağında ayrıldığı ve Yetkili Kuruluşlar ile bu atıkların toplanması planladığı zaman ülkemizde geri dönüşüm, tasarruf ve bu alandaki istihdam artacaktır.

Son olarak bir kavramdan bahsetmek istiyoruz. Döngüsel Ekonomi… Bu kavram temiz üretim sistemleri ile verimli ve sıfır atık çıkaran üretim modelini hedefliyor. ÇMO olarak çevre sektörünün değerli temsilcileri ile birlikte Döngüsel Ekonomi Platformu kurulmasında öncülük ederek ülkemize faydalı işler çıkarabilecek bir yapı tasarlıyoruz.

Atık Sahaları

Ülkemizde, şehirlerin yönetiminden yerel düzeyde belediyeler sorumlu olup; bu amaçla kurulmuş 30 tanesi büyükşehir belediyesi olmak üzere toplam 1397 belediye bulunmaktadır.

Mevcut durumda 83 adet düzenli depolama tesisi bulunmakta ve bu tesisler 1095 belediyede 52.3 milyon nüfusa hizmet vermektedir.

Ancak 83 tesisin sadece 30’u çevre izin ve lisans belgesine sahiptir. (26 lisans 4 GFB). Çevre izin ve lisans belgesi bulunmayan 53 tesisin ise ne yazık ki 19 tanesi büyükşehir belediyelerimizin kurmuş oluğu tesislerdir.

Bu tesislerin lisanslandırılamamasının sebepleri; ya iyileştirme planlarını zamanında sunmamaları,  ya iyileştirme planında belirlenen düzeltici faaliyetlerin gerçekleştirilmemesi ya da düzenli depolama onay belgesi (çevre izin ve lisansı sürecinde gerekli belgeler arasındadır) verilmesine rağmen çevre izin ve lisansı sürecinin başlatılmamış olduğu düşünülmektedir.

Sonuç itibariyle;

2014 yılı verilerine göre ülke genelinde günde oluşan 80.873 ton belediye atığının (27.126.138 ton/yıl) %88.7 si olan 69.669 tonu düzenli depolama sahalarında depolanmaktadır. Ambalaj atıkları ile organik atıkların; biyolojik, mekanik biyolojik ve termal proseslerle geri kazanım oranı ise %11.3 civarında kalmaktadır.

2023 hedeflerine bakıldığında ise belediye atıklarının düzenli depolanma oranının %88.7’den %65 e düşürülmesi,  geri kazanımın ise %11.3’den %35 e çıkarılması hedeflenmektedir.    

Ancak bazı AB ülkelerine bakıldığına düzenli depolamaya giden atık miktarı Almanya ve Hollanda’da %1 civarında, Fransa’da %26, İtalya’da %34 civarına oluğu bilinmektedir.

Bu durum bizlere atık yönetimi için çözümlerin temelinde güçlü bir finansal yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.”

E-BÜLTEN

Bize mail adresinizi ulaştırarak , yeniliklerimizden ilk siz haberdar olabilirsiniz.

TAKİPTE KALIN